VE KADIN
- ipekliihayat
- 28 Ara 2020
- 2 dakikada okunur
Gece saat 03.15...
Uykudan sıçrayarak uyandı, nefes nefese... Göğsüne saplanan acıyı hissetti biran, derin bir nefes almak istedi ama ciğerlerinin sızladığını fark etti...
Ağlaya ağlaya uyuyakalmıştı... Gözleri de sızlıyordu ciğerleri gibi...
Karanlıkta el yordamıyla telefonunu bulmaya çalıştı... Dokundu telefona bir umutla... Ne mesaj vardı ne de cevapsız arama...
Yatağından iyice doğrulup, perdeyi hafifçe araladı... Gökyüzü zifiri karanlık, göz gözü görmüyordu...
Gecenin en karanlık anı şafağa en yakın andır sözünü hatırladı...
Umut etmek için bir çaba sarf etmedi...
Yastığa başını tekrar koyduğunda gün ağarmaya başlamıştı bile... Gözlerinin sızıdan kapanmadığını fark etti... Daha fazla durmadı hızlıca kalktı giyindi ve çıktı...
Paltosunun yakasını havaya kaldırdı yüzünü içine gömdü... Yağan şiddetli kardan göz gözü görmüyordu...
Sabahın ilk ışıkları ile kendini sokağa atmıştı... Nereye gideceğini bilmiyordu aslında sadece istediği hızlı adımlarla birine yetişecekmiş gibi yürümek, soğuk havayı ciğerlerine çekip rahatlamak.
Soğuktan titremeye başlamıştı. Kar iki gündür aralıksız yağmış, yerler tutmuş her taraf beyaz bir örtü ile kaplanmıştı. Hala da şiddetini kaybetmeden yağmaya devam etmekteydi...
Soğuk havaya inat derin bir nefes daha çekti içine. Herkese, her şeye inat... Sanki içindeki yangını hafifletiyor gibiydi bu buz gibi hava.
Ne kadar süre yürüdü, nelerle karşılaştı hiç birinin farkında değildi... Ta ki nefes nefese kaldığını ve ayakkabısının kar suları ile dolduğunu, ayak parmaklarını hissetmediğini fark edene kadar...
Durdu soluklanmaya çalıştı biraz... Tüm gece gözyaşı döken, ağlamaktan şişmiş küçülmüş gözleri ile etrafı taramaya başladı. Cadde boyu küçüklü, büyüklü restaurant ve kafelerin sıralı olduğunu fark etti. Daha fazla ayakta duracak gücü kendinde bulamadı.
Gözüne çarpan ilk kafeye girdi. Cam kenarında sobaya yakın bir masa seçti kendine. Soğuktan sıcak ortama geçiş yapınca fark etti ne denli üşüdüğünü. Çenesinin titremesine engel olamıyordu...
Ayakları ve ellerini hissetmiyordu buz kesmişti sanki. Sobaya daha bir yaklaşır oldu. Şöyle etrafına bir baktığında kafede hiç müşteri olmadığını fark etti. Bu havada dışarı çıkmak pekte akıl işi değildi zaten.
On sekiz yaşlarında genç bir garson yaklaştı yanına.
Bakışları ‘’bu havada ne işin var burada’’ der gibi olsa da...
-Hoş geldiniz efendim ne alırdınız? diye sordu
-Ihlamur dedi titreyen çenesine mani olmakta zorlanarak bide limon.
Düşünceleriyle baş başa kalmak istemiyordu. Etrafı incelemeye koyuldu...
Küçük, şirin samimi bir mekandı. İç dizaynı insanın içini ferahlatacak türden yapılmıştı...
Birden garsonun sesi ile irkildi.
-Ihlamurunuz efendim başka bir isteğiniz var mı?
İlk bakışlarının aksine gözlerinin içinin güldüğünü fark etti garsonun
-Teşekkür ederim dedi, çenesinin titremesi geçmişti.
Kafe’de hala kendisinden başka kimse yoktu.
Camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu. Lapa lapa yağan karın nasılda özenle yere indiğini...
Keşke dedi sizin gibi birbirimize zarar vermeden yaşamayı başarabilsek...
Ihlamurdan koca bir yudum aldı.
İşte dedi bu çok iyi geldi...
Dışarıyı seyretmeye koyuldu tekrar... Bir çöp kovasının yanında poşetlerde asılı duran ekmekleri toplayan orta yaşlı bir kadına ilişti gözü. Derin bir ah çekti içten...
Kaç saat orda oturdu farkında değildi...
Ama zihninin artık kalbinin önüne geçmeye başladığını fark etti. Onca gözyaşından onca uykusuz geceden sonra… Derin bi iç çekti, bu defa kalbiyle değil beyniyle…
Hesabı alabilir miyim? Derken sesinin daha bir güçlü çıktığını hissetti...
Garson bahşişini alırken ‘’yine bekleriz’’ sözünü pek bir içtenlikle söylediğini fark etti ve fark ettiği bir şey daha vardı geldiğinden beri bir kez olsun merak edipte telefonuna bakmamıştı...
Daha bir emin adımlarla çıkıyordu mekandan.
Ve yüzünde buruk bir tebessüm.
Şair boşuna kurmamıştı şu dizeleri;
Korkma her kadında vardır çok kişilik Sabaha kadar ağlayıp ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranan varlığa boşuna kadın dememişler...
MELİKE KIRTAY KARA

Comments