TAHTA VALİZ
- ipekliihayat
- 28 Ara 2020
- 3 dakikada okunur
Sırtındaki yükün ağırlığı her saniye daha bir ağırlaşmaya başlamıştı, bacaklarındaki dermansızlığı da hesaba katınca bayağı bir gözünde büyüdü Eminönü yokuşu…
Yıl 1970’ler… Büyükşehrin taşının toprağının altın olup olmadığı konusunda görüş ayrılıkları olsa da bu hayat koşuşturmasında ailesinin geçimini sağlamak için o zamanlarında gözdesi olan Eminönü çarşısında yükler bir bir yükleniyor sırtlara… Kim daha fazla taşırsa o günün yevmiyesi daha bir fazla oluyor… Kış ortası bir gün… Deniz havası daha bir sert esiyor, ciğerlere işliyor sanki… Sırtına aldığı yükü tutmak için geçirdiği halat soğukla birleşip daha bir sızlatıyor elini Yusuf’un… Sağ gözünden akan bir damla yaşta soğuk havanın bıraktığı izlerden… Yokuşun sonuna geldiğinde beli iki büklüm olmuş bile ama alışkın o bu duruma. Teslim ediyor yükünü sahibine ve derin bir oh çekiyor… Parmak uçları soğuktan donmuş, nefesiyle ısıtmaya çalışıyor… Hesabını yapıyor tam altı ay olmuş çocuklarını görmeyeli… İçine bir sızı daha düşüyor… Ciğerlerindeki ara sıra yoklayan ağrı daha bi derinden yokluyor sanki bu defa onu… Memleket hasreti de çöküyor ve gitme zamanı gelmiş diyor… ‘’Bugünlük bu kadar iş yeter’’ diyor yokuşu ağır adımlarla inerken, soğuk havaya rağmen bir heves dükkanlara alışveriş için girip çıkan insanlara ilişiyor bakışları… Çocukları geliyor aklına gitmeden alışveriş yapmalı diyor, hava soğuk kabanlar, botlar almalı… Hanıma da şöyle en iyisinden elbiselik kumaş… Kardeşleri de unutmamalı, anne babayı da… 6 aylık kazancının hesabını tutmaya başlıyor, her dükkanda bırakacağını kafasında kısa bir hesapla ayırıyor…Ve o da bir heves giriyor ilk dükkana… İhtiyaç olan olmayan, yakıştırdığı, gözüne iliştirdiği her şeyi alıyor ailesine… Ben onlar için buradayım diyor, onlar için kazanıyorum… Akşam karanlığı çökmeye başlıyor gökyüzüne, hava daha bir ayaz oluyor sanki… Ve akşam ezanı duyuluyor minareden… Bugünü de bitirdik diye söyleniyor kaldığı bekar odasının yolunu tutarken… Sabaha yolculuk var… Pek bir özenle aldıklarını yerleştiriyor tahta valizine… Bir o kadar da sevgi dolu bakışlarını, hasretini giderme düşüncesini ve umutlarını yerleştiriyor… 20 saat sürüyor yolculuk… Bitmek bilmiyor yollar… Ve nihayet otogara ulaşıyor otobüs… Kimsenin haberi yok geleceğinden nasıl olsun haberleşme yolları kısıtlı… 15 dakika sonra kendini evlerinin açıldığı avlunun önünde buluyor… Elinde tahta valizi… Özlemle bakıyor etrafına… Avluda oyuna dalmış çocukları kendisini fark etmiyor… Derin bir nefes alıyor ağrıyan ciğerlerine, ağrıya inat çekiyor memleket havasını içine… Cam kenarında oturan annesine ilişiyor gözleri… Uzaklara dalmış, dudakları kıpırdıyor elinde tesbihi… Dua ediyor kendinden geçmiş haliyle… Ve avludaki çeşme dikkatini çekiyor… Valizini bırakıp suya yöneliyor… Kana kana içiyor… Suyun soğuk olması umurunda olmuyor… Birden çocukların -‘’aaa babam’’ diye haykırışları ile kendine geliyor… Boynuna atılıyor çocuklar o da hasretle sarılıp öpüyor…
O akşam evde bayram havası… Aynı avlu içinde bulunan üç ev tek ev oluyor… Herkes aynı sofranın başında toplanıyor… Daha bir keyifle yeniyor yemekler, hasretler gideriliyor… Sırada tahta valizin açılması var… Çocuklar bi heyecan yerinde duramıyor… Herkes payına düşeni alıyor, onların gözlerindeki sevinci görmek tüm Eminönü’nün yükünü taşımaya değer oluyor bir anda… Günler çabuk geçiyor… 10 günlük tatil göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor sanki… Yine gurbet yolları, zorlu hayat şartları, büyükşehirde yalnız yaşamanın getirdiği olumsuz yönler içten içe ciğerlerindeki ağrıyı körüklüyor… Yıllar birbirini kovalıyor… Memleket ile gurbet arası gidiş gelişler devam ediyor… Ve artık yorgun bedeni yük taşımaya izin vermiyor… Memlekete kesin dönüş kaçınılmaz oluyor… Tahta valiz bu defa son kez hazırlanıyor yolculuğa… Yine alışverişler yapılıyor, yine içine sıkıştırılan eşyalar nedeniyle zorla kapatılıyor valiz… Gençlik yılları aile hasreti, sağlığı hoyratça kullanmanın verdiği kalıcı hasarlarla geçirilse de geriye baktığında, çocuklarımın gözünde hiçbir şey bırakmadım rahatlığı ile yerini hayıflanmaktan çok memnuniyete bırakıyor… Çocuklar artık büyüyüp yuvadan uçmaya başlıyor… Çocuk sevgisi torun sevgisi ile daha bir perçinleniyor… Günler yıllarca biriktirilmiş hasretleri gidermeyle geçiyor… Birlikte yenilmemiş yemekler, aynı sofraya oturulamanın, aynı üzüntüyü, sevinci, heyecanı paylaşamamış olmanın verdiği eksiklikler giderilmeye çalışılıyor…
Ve günler ardın sıra geçip gidiyor… Bir mayıs sabahı memlekette temiz berrak bir hava hakim… Ailesi ile kahvaltı sofrasında o gün yapacaklarını konuşuyor… ‘’Bugün bir çarşıya uğrayayım. Hanım bir şey lazım mı? Gelirken getireyim… Gitmişken kardeşimin dükkanına da bir uğrayayım bakalım ne var ne yok’’ diyor… Mahalle ile çarşı arası yürüyerek 10 dakika… Güneş gökyüzünde parlamakta, ılık bir hava hakim semada… İçine çekmek istiyor havayı ama ciğerleri izin vermiyor bu defa keskin bir öksürük başlıyor, zorluyor nefesini… Kesiliyor sonra öksürük, sarsılmış hissediyor tüm bedenini… Adımlarını daha bir ağır atıyor, daha bir dikkatli… 10 dakikalık yol bir anda yarım saate çıkıyor… Kardeşinin dükkanına vardığında nefesinin daha bir kesik kesik çıktığını hissediyor… Belli etmemeye çalışıyor kardeşine - Hayırdır abi yüzün bembeyaz bir şey mi oldu? diyor, - Yok diyor gayet iyiyim oturup soluklanayım biraz… 5 dakika geçmeden nefesinin zorlandığını tekrardan hissediyor…
Kardeşine dönüp –“İşte şuramda” diyor, elini göğsüne atarak “şuramda sanki sıcak bir şey aktı gitti…” Ve yere yığılıyor… Apar topar hastaneye kaldırılıyor…
Ailesi haberi alır almaz koşuyor hastaneye… Hastane koridorunda ne yapacağını bilmeden oradan oraya koşuştururken birden amcasını görüyor kızı, başı bir adamın omzunda kendinden geçmiş halde… “Abim” diyebiliyor sadece… Ve hastaneyi bir feryat alıyor… “-Babaaaaaa!!!” Adı anıldığında anneannemin hala gözlerini doldurup yaşlara engel olamadığı, yıllarca ailesi için gurbet ellerde didinip sağlığının el vermeyişi nedeniyle genç yaşta hayatını kaybeden hayal meyal hatırladığım ama hep onun varlığını hissettiğim ailemizin unutulmaz değeri Yusuf Dedeme ithafen…
MELİKE KIRTAY KARA

Commenti