top of page

SOĞUKTAN HEP SOĞUKTAN

Yılın ilk günü...

Uyku tutmamış bütün gece, yatağın içinde bir sağa bir sola dönerek sabahlamıştı. Uzaklardan bir yerde sabah ezanı okunuyor, önce hocanın yanık sesine dikkat kesiliyor, bir süre öylece dinliyor sonra daha fazla uyumaya çalışmaktan vazgeçiyor...

Doğruluyor yataktan, ayakları terliklerini arıyor ama bulamıyor, eğilip bakıyor yatağın altına girmiş terlikler hafif bir gülümseme beliriyor dudaklarında ‘’artık gece nasıl bir hışımla çıkardıysam’’ diye söyleniyor kendine...

Odanın perdesini açıyor hava henüz karanlık gün doğmak üzere, camı açıyor ve biranda serinlik yüzüne çarpıyor, kendine getiriyor insanı...

Hafif bir ürperti beliriyor ve olanca hızıyla kapatıyor pencereyi. Annesinin bin bir özenle ördüğü hırkayı arıyor gözleri... Yatağın ucunda olduğunu fark ediyor ve hemen geçiriyor sırtına. İçini bir güven duygusu kaplıyor, sanki onu sarmalayan hırka değil de annesiymiş gibi.

İçinde bir yerin sızladığını hissediyor...

Hızlıca hazırlanıp, sokak kapısına yöneliyor, tam çıkacakken annesinin sesi bir anda çınlıyor kulaklarında ‘’hava çok soğuk atkını al’’hafif bir gülümse yine dudaklarında. Hem beresini hem de atkısını takıyor.

Sokaklar bomboş, insanlar dün gece yılbaşı eğlencelerinden sabaha karşı eve döndüklerinden ve bugünün tatil olmasından kaynaklanan rahatlıkla sıcak yataklarında uyuyor.

Yalnızlığın etkisi galiba onu böyle uykusuz bırakıp sabahın erken saatinde sokağa çıkaran...

Sokakları hızlı adımlarla kat ediyor, soğuk iyiden iyiye hissettiriyor kendini... Sol gözünden gelen yaşı elinin tersi ile iterken yine annesinin sesi ‘’ soğuktan yaşarıyor’’ derin bir ahh! çekiyor...

Adımlarını daha bir hızlandırıyor, meydana çıkan sokağa girdiğinde esnafın birer ikişer dükkanlarını açmaya başladıklarını fark ediyor...

Eyüp meydanı tüm ihtişamıyla karşısında duruyor... Meydanın hemen yanı başında duran kuşlara yöneliyor... Satıcıdan aldığı yemi kuşlara doğru atıyor, kuşlar sabahın bu saatinde kendilerine özel ilgi gösteren bu müşteriyi daha bir sevinçle karşılıyor... Kuşların yemler için birbiri ile olan atışmalarına şahit oldukça keyifleniyor...

Ellerinin soğuktan buz kestiğini fark ediyor, yine bir hüzün çöküyor içine anılar yine birbirini kovalıyor... ‘’Ellerim dondu’’ dediğinde annesinin ellerini avuçlarının içerisine alıp ısıttığı anları hatırlıyor ve gözünden düşen yaşları elinin tersi ile iterken ‘’soğuktan’’ diye fısıldıyor ‘’soğuktan yaşarıyor gözüm’’...

Biraz ileri de simitçinin tezgahını kurduğunu görüyor ve ona doğru yöneliyor... Adam kendisini görünce ‘’buyur abla sıcak simit yeni çıktı fırından’’ diyor, ‘’alayım bir tane’’ deyip çantasından parayı çıkarmaya koyuluyor...

Simidi aldıktan sonra meydanın biraz ilerisinde köşe başında küçük bir cafe gözüne ilişiyor... Burası kahve ile cafe arasında sıkışıp kalmış, şirin bir yer... Henüz on sekizinde uzun,zayıf bir genç yanına yaklaşıyor.

-Hoş geldiniz çayımız taze diyor elindeki simide bakarak,

-Alırım diyor.

Çocuk olağanca hızıyla çay ocağına doğru yönelirken elindeki simide bakıp çoktan geçmişi hatırlamış oluyor...

İlkokul zamanı... Mavi önlüğün, beyaz yakanın kullanıldığı zamanlar... Annelerin dantel yaka modellerini birbirinden sakladığı, her pazartesi yıkayıp, kolalayıp ütüleyerek özene bezene çocuklarının önlüklerinin üzerine takıp okula gönderdiği günler... Beslenme saatinde öğretmenin elinde bir simit sıraların arasında gezerken öğrenci beslenmelerinden aldığı peynir ve zeytini simidin içine yerleştirişi... Annesinin özenle hazırladığı beslenmeler, çocukların birbirine kim ne getirmiş merakı ile baktıkları günler...

Başucunda duran garson çocuğu çok sonra fark ediyor, çocuk ince belli bardağa doldurduğu çayı çoktan masaya bırakmış, ‘’abla iyi misin? abla’’ diye sesleniyor. Gözleri dolu dolu çocuğun yüzüne bi süre öylece bakıyor ve daha sonra biraz toparlanıp ‘’iyiyim, iyi’’ diyebiliyor...

Varsa diyor biraz da peynir ve zeytin alayım...

Çocuğun yüzünde bir gülümseme ‘’hemen’’ diyor ‘’hemen getiriyorum’’...

Çocukken hep merak ettiği şeyi bu defa yapıyor. Simidin içine peynir ve zeytini yerleştirip öyle yiyiyor... ‘’Ne günlerdi’’ diye de içinden geçirmeden edemiyor...

Telefonun saatine bakıyor saat 10 a geliyor... Artık vakti geldi diyor ve delikanlıya bol bir bahşiş bırakıp kalkıyor masadan... Bu defa mezarlık yönüne doğru yürüyor...

Beresini ve atkısını iyice bir sarıyor... Ellerini de cebine koyuyor üşümesin diye...

Bir mezarın başında duruyor, mezar taşını okumaya korkuyor önce çünkü kabullenmek istemiyor... Oturuyor mezarın başına ve cebinden çıkardığı elini koyuyor toprağın üzerine ;

Sessizce oturuyor, toprağı okşuyor. Yıllar önce annesine nasıl dokunuyorsa yine aynı hislerle…

Hıçkırıklarına engel olmak için ağzını kapatıyor ama gözünden akan yaşlara engel olamıyor.

Annesinin gözlerini üzerinde hissediyor bi an ve hemen toparlanıyor. Ve dudaklarında istemsiz dökülüyor sözler,

-Ağlamıyorum ki Anne, gözümde ki yaşlar mı? Biliyorsun sende işte soğuktan yaşarıyor hep gözüm soğuktan...


Melike Kırtay Kara



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

留言


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, İpekli Hayat tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page