top of page

SOĞUK AYRAN

Avlunun bir ucundan diğer ucuna gidip geliyor, heyecandan yerinde duramıyordu. - Saçlarım düzgün mü? - Öncelikle avluya alırız biraz soluklanırlar, sonra yukarıya çıkarırız. - Kapıda mı karşılasam yoksa onlar geldikten sonra mı hoş geldiniz desem? - Ne diyorsun yenge, ne yapayım? Aklında sorular. Bir taraftan konuşuyor, diğer taraftan avluda volta atıp duruyordu. Kapının sesi ile irkildi. Heyecan ve mutlulukla sabahtan beri yapmayı planladığı her şeyi unutup koştu kapıya. Yeşile çalan çakır gözlerindeki mutluluk, ışıl ışıl yüzü ile açtı kapıyı. Sevdiği adam, annesi, ablası karşılarında duruyordu. - Buyurun, buyurun hoş geldiniz derken sesi kendisine yabancı geldi. Heyecandan sesinin titremesine engel olamıyordu. Hal hatır sorma faslından sonra annesinin ‘’kızım misafirlerimize birer soğuk ayran ikram edelim. Yaz günü buraların sıcağı kavuruyor insanı’’ deyince koşar adımlarla mutfağa gitti. Yengesi de arkasından geldi mutfağa. - Sen dur ben hazırlayayım, heyecandan bayılacaksın diyerek takıldı kendisine. - Aman yenge ne heyecanı derken yanaklarının kızardığını hissetti. - Annesi biraz soğuk mu? sanki dedi yengesi sorgulayan bakışlarla. - Yok canım! nerden de çıkarıyorsun? dedi ve ayran dolu bardakların olduğu tepsiyi kaparcasına çıktı mutfaktan. Soğuk ayranları İkram ederken bir yandan da yengesinin sözleri çınladı kulaklarında. - Annesi soğuk mu davranıyordu gerçekten. Ayranı uzatırken göz göze gelip gülümsedi ve aman yenge niye soğuk olsun ki? diye de içinden geçirmeden edemedi. İkramlar yapıldı, eve çıkma teklifi reddedilince avluda ağırlandı misafirler. Havadan sudan muhabbetlerle geçen bir saatin ardından kalkıp gitti sevdiği adam ve ailesi. Bu defa da ‘’Acaba ne düşünüyorlar, annesi kendisini beğenmiş miydi? İstemeye ne zaman geleceklerdi?’’ sorularıyla avluyu arşınlamaya başladı. Telefon elinde dönüp duruyordu ama beklediği haber gelmiyordu bir türlü. Sessiz geçen bir kaç saatin sonunda dayanamayıp aradı. O da ne? Telefon kapalı. - Şarjı bitmiştir diye düşündü. Mesaj attı ‘’Haber bekliyorum’’ yazdı. Görünce arar dedi. Saatler geçti… Akşam oldu, telefon açılmadı. Bütün gece gözüne uyku girmedi. Terasta oturup öylece avluyu izledi. Ve merak içinde kıvrandı. Sabaha karşı içi geçmiş, terastaki divanda uyuyakalmıştı… Uyandı, kollarını yokladı. Islaklık, çiğ düşmüş dedi ve hemen yanı başında duran telefona baktı. Arama da yoktu mesajda. Bir daha aradı yine kapalı. Saate baktı 7.30’a geliyordu. - Dershaneye geçmiştir, mesai saati başlamak üzere diye düşündü. Dershanenin telefonunu çevirdi. Danışmadaki bayana sevdiği adamın gelip gelmediğini sordu. Henüz gelmedi yanıtını aldı. İsmini söyleyip gelince mutlaka aramasını not ettirerek kapattı telefonu. Saat 07.58 elinde telefon terasta beklerken mesajın sesi ile irkildi. ‘’Aramam için not bırakmışsın. Ben düşündüm ve bizim beraber bir hayat kuramayacağımızın farkına vardım. Uzatıp birbirimizi üzmeyelim. Yakında sınav sonuçları açıklanıyor umarım istediğin bölümü kazanırsın. Bundan sonraki hayatında mutluluklar dilerim.’’ Elinde telefon mesajı kaç kez okudu, ne anlamlar yükleyip, bu hikayeye ne senaryolar yazıp çizdi. Farkında değildi. Sanki içinde bir şeyler donmuş, hissizleşmişti. Çok sonra doğruldu oturduğu divandan. Elinde telefon girdi eve. Annesi görünce ‘’Kızım ne oldu? kötü haber mi? birine bir şey mi oldu?’’ demeye kalmadan olduğu yere yığıldı. Gözünü açtığında başında annesi, yengesi ve babaannesi tedirginlikle ona bakıyor, yengesi bileklerini kolonya ile ovuyordu. Annesi ağlıyordu… Doğrulmaya çalıştı ama olmadı. Başının üzerinde bir yük ve içinde bir yer yanıyordu sanki. Başında duranlar meraklı gözlerle ağzından çıkacak birkaç kelimeyi bekliyorlardı. Gözlerini sabit bir noktaya dikip, bizim beraber bir hayatımız olamayacakmış, yeni hayatımda mutlu olacakmışım diyerek hıçkırıklara boğuldu. Herkes şaşkın ne diyeceğini bilemez bir halde birbirlerine baktı. Ve annesi ağlayan kızına sadece sarılabildi. 3 aylık yaz tatili… Sınav sonuçlarının açıklanması, tercih dönemi… Hiç birini görmedi gözü… Kuzeni onun için tercih yaptı. Annesi sevdiği yemekleri yaptı, kardeşi onu dışarı çıkarıp, bir şeyler yapıp unutturmak için uğraştı. Zaman geçti ama aklındaki soruların cevapları yerine gelmedi. - Ben nerde hata yaptım? - Güzel karşılamadım mı? - Avluya buyur etmese miydik? - Yoksa ayranı mı beğenmediler? diye sorup durdu kendine. Üniversite başladı… Yeni ortam, yeni arkadaşlıklar. Bir şeyler değişir miydi? acaba. Değişmedi… Soruların cevabı hala yoktu. Arkadaşlarının da verdiği cesaret ile tam altı ay sonra yeniden dershanenin kapısında buldu kendini. Bir neden? deme hakkını buldu kendinde. Sadece nedenini öğrenip çıkacağım, dahası yok diyordu girerken kendine. Kantine girdi… Gözüyle tüm masaları tararken bir yandan da kalbinin sesini kulaklarında hissetti. İşte orada! Bir masada öğrencisinin sorusunu çözüyor. Masaya yürüdü ve ‘’Merhaba’’ dedi. Onu görünce önce bir şaşırdı adam. - Hoş geldin, otursana. Son soruyu çözüyorum dedi. Bir dakikalık soru çözümü ne kadar da uzun geldi öyle. Bunca zaman nasıl beklemişim? diye hayret etti kendine. Soru çözümü bitti ve öğrenci masadan kalktı. - Nasılsın? dedi adam hiç tanımadığı bir ses tonuyla. - Buraya bir sorunun cevabını almaya geldim sadece neden? Dedi gözleri dolarak. - Evet bu sorunun cevabını alman hakkın dedi adam sanki zaman kazanmak istercesine. Ve devam etti; Neden? çünkü o gün annemlere gereken özeni göstermediniz, avluya buyur edip ikram olarak ayran getirdiniz. Yüzün hiç gülmedi, hiç konuşmadın…. O dakikadan sonra adamın saydığı bahanelerin hiç birini duyamadı. Sadece kulaklarında bir uğultu olarak kaldı. Masadan kalktı ve hiçbir şey söylemeden uzaklaştı… O günün akşamı beraber terasa çıktığımızda arkadaşım bana öncelikle avluyu gösterip işte şurada soğuk ayran ikram ettik ve terasın tabanında bir noktayı göstererek ben aylarca içimdeki yangın sönsün diye bu taş zeminde kalbimin üzerinde yattım dedi.

Melike Kırtay Kara


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, İpekli Hayat tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page