top of page

BUGÜN DE ÖLMEDİK...

Bir kış günü…

Uyanmış, elinde cep telefonu yatağın içinde sosyal medyada geziniyordu.

Aslında vakit öğlendi ama iyice uyku düzeni değişmişti. Geç saatlere kadar oturuyor, sabahları da öğlene kadar uyuyordu.

-İş yok, güç yok ne yapacağım ki dedi kendi kendine…

Annesi sabah bir kaç kez gelip uyandırmaya çalışmıştı ama her defasında ‘’of anne uyuyorum’’ deyip göndermişti geri kapıdan.

Kahvaltı masası hazır bekliyordur şimdi, çayın altıda yanıyordur.

Annesi hala kahvaltı yapmamış onu bekliyordur…

Tam telefonu bırakacağı sırada gözü canlı yayın yapan bir gazetecinin profiline takıldı.

O da ne? binadan dumanlar yükseliyordu.

-Ben nerden tanıyorum ki bu binayı? demeye kalmadan gazetecinin;

-Evet gördüğünüz gibi huzur evi dumanlar altında, deyişiyle birden irkildi.

-Bu bizim bir kaç sokak aşağıdaki huzur evi değil mi?

Gazeteci;

-Henüz yangının sebebi belli değil, çok sayıda itfaiye ve sağlık ekibi olay yerine sevk edildi diyordu.

Eşofmanın üzerine aldığı montuyla odadan fırladı.

Annesi tam da düşündüğü gibi kahvaltı masasında onu bekliyordu.

Telaşla çıkınca odadan birden irkildi ‘’hayrola oğlum bir şey mi oldu? Dedi.

-Huzur evi yanıyor anne, bizim buradaki huzur evi. Annesi de telaşlanmıştı.

-Dur ocağın altını kapatayım, beni de bekle diye seslense de o çoktan apartman kapısına yönelmişti bile.

Koşar adımlarla ulaştı huzur evine.

İtfaiye ekipleri yangını kontrol altına almış, sağlık ekipleri içeriye girmişti bile.

Huzur evinin çevresine toplanan mahalleli ve basın mensupları bir haber alabilmek için çırpınıyordu.

İçeriye kimseyi almıyorlar dedi mahallelinin biri.

-Şurayı çek, şurayı diye kameramana komut veriyordu bir gazeteci.

Yarım saat sonra yangın söndürülmüş, içeride bulunan yaşlı amcalar, teyzeler kontrolleri yapıldıktan sonra güvenli bir alana alınmışlardı.

Herkes hala merak içinde huzur evinin çevresinde bekliyordu ve bir yandan da yangının çıkış sebebi hakkında fikir beyan ediyordu.

Kimisi elektrik kaçağı derken, kimisi de doğalgaz diyordu.

Annesine dönüp ‘’ ben içeriye gireceğim’’ dedi.

-Oğlum kimseyi almıyorlar dedi annesi.

-Sen bekle anne ben geleceğim birazdan dedi ve içeriye giren bir kaç görevli ile beraber girdi içeri.

Bir alana toplanmış, korku dolu gözlerle etrafı izleyen omuzundaki battaniye sıkı sıkı sarılmış bir amcaya yaklaştı.

-İyi misin? amca dedi.

-Bugün de ölmedik be evlat, cevabını aldı.

Önce bir şaşırdı aldığı cevaptan ama biran da toparlayıp kendisini, ‘’Allah uzun ömürler versin amcacığım, niye öyle diyorsun? Dedi.

Amca yanındaki boş sandalyeyi işaret edip, ‘’otur bakalım’’ dedi.

Oturdu.

Amcanın gözleri uzaklarda, elleri sırtındaki battaniyede;

-Biliyor musun? hanım varken her şey çok güzeldi dedi ve anlatmaya devam etti…

-3 çocuğum var benim. Büyüttük evlendirdik , çoluk çocuk sahibi oldular. Her ayın 5’inde sabah erkenden kalkar, tıraşımı olur hanımla kahvaltımı yapar, bankanın yolunu tutardım emekli maaşımı almak için. Cebimde hanımın verdiği ihtiyaç listesi ile.

Maaşı alır, alışverişi yapar dönerdim eve. Mutfakta hummalı bir çalışma ile hanım akşam yemeğini hazırlardı. Çünkü her emekli maaşı akşamı çocuklar, torunlar akşam yemeğinde aynı masanın etrafında toplanırdık.

Bir gülümse yayıldı amcanın dudaklarının kenarında.

-Hanım o kadar işinin arasında kahvemi de yapmayı ihmal etmezdi. Yorgunluk kahvesi derdi ellerindeki hamuru ile tuttuğu fincana. Sonra büyük bir zevkle dönerdi mutfağa. En güzel yemeklerini yapardı bir bir. Kapının çalmasına yakın sofrada, yemeklerde hazır olurdu.

O gece evimizde bayram havası. Yemekler yenir, sohbetler edilir, torunlar oradan oraya koşturup dururdu. Evimiz küçüktü ama kalabalığımıza, mutluluğumuza her zaman yer vardı.

Yıllar böyle sürüp gitti.

Sonra bir gün hanım hastalandı. Çok sürmedi ve bıraktı bizi gitti. Ne olduğunu anlamadık.

Küçük evimiz bu defa taziyeye gelenlerle dolup taştı. Ve bir süre sonra da ıssızlaştı. Kaldım mı? bir başıma.

Çocuk araya girdi;

-Peki çocuklar, torunlar?

-Herkesin bir meşgalesi varmış. İşleri yoğunmuş, zamanları yokmuş.

Anlayacağın beni sığdırabilecekleri bir odaları da yokmuş.

Gözünün yaşını elinin tersiyle siliyor belli ettirmemeye çalışarak.

-Yalnızlık zormuş be evlat, hele de insanın yol arkadaşı bırakıp gidince epey bir zormuş.

Derin bir iç çekip devam ediyor anlatmaya;

-Sonra geldik buraya. Çok şükür iyi bakıyorlar bize. Akşamları arkadaşlarla aynı masanın etrafında buluşup yiyiyoruz yemeğimizi, emekli maaşımda artık hesabıma yatıyor.

-İyiyiz iyi hadi sende ne sulu göz çıktın. Sil şu yüzünü.

Toparlanmaya çalışıyor çocuk, ‘’ben buraya yakın oturuyorum arada gelsem seni ziyarete’’ diyor amcaya.

-Olur tabi diyor amca şimdilik buralardayım.

Diğer amcalara ve teyzelere de hal hatır sorup iyi olduklarını öğrenince ayrılıyor oradan.

Çıkışa doğru yönelirken her köşe başında haberini yapmaya çalışan gazetecilere takılıyor gözü ve birde bir köşede huzur evi yetkilisinin açıklama yaptığı anne babaların çocuklarına.

-Bir süreliğine yakınlarınızı evlerinize götürmeniz gerekiyor, huzur evimiz yangının etkisiyle hasar gördü. Tadilat işlemleri bitene kadar diyor yetkili.

Ve çoğu kişiden aynı soru yöneliyor yetkiliye ‘’ne kadar süre?’’

Üzüntüyle çıkıyor kapıdan, kalabalığın içinde annesini bulmaya çalışıyor.

Annesi görünce şaşırıyor, ‘’ağladın mı? sen diyor.

-Yoo dumandan gözlerim yaşardı biraz.

-Anne diyor sesinin titremesine engel olamayarak;

-Bir gün sizi bırakmayı düşünürsem bana bugünü hatırlat olur mu?

Annesi çok üzüldüğünün farkında ama belli etmek istemiyor.

-Hadi oğlum çay soğumadan gidip kahvaltımızı yapalım diyor ve kol kola evlerinin yolunu tutuyorlar.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Komentáře


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, İpekli Hayat tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page