top of page

ANNE OLUNCA ANLARSIN

Asansörün önünde duruyoruz, parmağımı uzatıyorum düğmeye basmak için birden bir sesle irkiliyorum ‘’Anne duuur! ben basacağım’’ yüzüme yayılan gülümseme ile ‘’e hadi sen bas bakalım’’ diyorum.

Asansör kapısı otoparka açılıyor ve iniyoruz.

Bir an duraklıyorum nereye park etmiştim? diye hafızamı zorluyorum ve hatırlayıp park ettiğimiz yöne doğru yürümeye başlıyoruz.

- Anne arabayı ben açacağım, diyor yine bizimki

- Tamam, olur diyorum.

Anahtar düğmesine basıyor ve kapılar açılıyor…

Her zaman olduğu gibi alışveriş maceramız sonucunda aldığımız bir dolu oyuncağı bagaja yerleştirip arabaya binmek için yöneliyorum.

Kapıyı açıyorum ve bizimki;

- Hayır anne diğer kapıdan bineceğim ben diyor.

- E ama orası duvar tarafı kapı açılmaz ki diyorum

- Hayır ben oradan bineceğim diye tutturuyor.

Diğer kapıya yöneliyoruz ve kapının açılamayacağını kanıtlamak için kapıyı açıyorum ve duvar kapı arasındaki mesafeden arabaya binilemeyeceğini gösteriyorum ama onu ikna etmeme yeterli olmuyor. Ağlayarak diğer kapıdan biniyor ve ‘’Anne ben sana küstüm, konuşma benimle’’ diyor.

Ben yine o kapının duvara yakın oluşundan dolayı açılmadığını söylüyorum ama o da aynı kararlılıkla ‘’seninle konuşmuyorum’’ diyor…

Yarım saatlik yol boyunca dil döküyorum, kucağıma almaya çalışıyorum ama karşımda aynı annesi gibi inat 4 yaşında bir çocuk…

Tek alabildiğim cevap ‘’ben sana küstüm, hıh’’oluyor.

Bir anda kafamda bir şimşek çakıyor!

Bir saniye ben bu anı nereden hatırlıyorum?

90’lı yıllar…

Müstakil evlerin hakim olduğu, herkesin birbirini tanıdığı, komşuluktan çok kardeşliğin hüküm sürdüğü, küçük bir mahalle…

Herkesin eşit şartlarda yaşamını sürdürdüğü, kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı, birbirinin eksiğini tamamlamak için çabalanan hayatlar.

Annem telaşlı o gün…

Bir mutfağa giriyor ikram hazırlıyor, bir benimle kardeşimin yanına gelip ihtiyaçlarımızı gideriyor.

Mahallede yaşayan hanımların ailenin bütçesine katkı sağlamak için evde diktikleri dikişlerin parası, besledikleri tavukların yumurtalarını bakkala satması, bahçelerinde yetiştirdikleri sebzelerinin satışından gelen para ile yaptıkları altın günü…


O gün sıra annemde, telaşı da ondan…

İmkanlar kısıtlı ama en iyisi, en güzeli olsun diye uğraşmakta.

Amaç altın günü de olsa konuşulan konular arasında tabiî ki ikramların tarifleri, temizlik sırları, elişi modelleri de var. Herkes birbirinden bir şeyler öğrenme çabasında.

Kapı çalıyor ve komşular bir bir gelmeye başlıyor, herkes yerini alıyor ve annem bir iki komşu ile mutfağa girip misafirlere tabak hazırlamaya başlıyor. Tabaklar içeri gelmeye başlayınca, bir teyze de elinde çay tepsisi içeri giriyor. Misafirlere dağıtmaya başlıyor.

Kapının arkasına girip yere oturuyorum, ne oldu? diye soruyorlar sesimi çıkarmıyorum. Anneme söylüyorlar, annem geliyor ne oldu kızım? Diyor.

‘’Seninle konuşmuyorum Anne, önce çayı bana vermedin’’ diyorum. ‘’Konuşmuyorum seninle’’.

Annem sabırla o kadar misafir arasında sadece benimle ilgileniyor tabak ve çayı getirip gönlümü alıyor…

Bir akşamüstü iş çıkışı yorgun argın giriyorum eve,

Annem ‘’oğlun bugün hiçbir şey yemedi, ne yaptıysak yediremedik’’ diyor.

Ne yer? Diye düşünüp sevdiği şeyleri hazırlayıp, tepsiye yerleştirip getiriyorum odaya. Yine yemek istemiyor ve ben ısrara başlıyorum ‘’ hadi bak en sevdiğinden, sadece bir kaşık hadi’’.

Yemiyor tabiî ki ve yememekle yetinmiyor, dönüyor anneme beni şikayet etmeye başlıyor;

‘’Aneanne şu anneme bi kızsana!’’.


Lise dönemim…

Okul çıkışı geliyorum eve sebebini hatırlayamadığım bir konu yüzünden kendimi odaya kilitliyorum ,tabiî ki anneme çok kızgınım.

Alıyorum elime kağıt kalemi ve teyzeme annemi şikayet eden bir mektup yazıyorum.

Annem bir kaç kez gelip ‘’hadi kızım gel yemek hazır, gel bak hepimiz içerideyiz’’ deyip beni ikna etmeye çabaladıkça ‘’ben seninle konuşmuyorum anne’’ deyip gitmiyorum. Annem son gelişinde artık dayanamıyor sürdürdüğüm inadıma ve ‘’tamam kızım ben bir şey demiyorum seninde çocukların olacak’’ deyip odadan çıkıyor ve ben umursamaz bir tavır içerisinde direniyorum.

Ve yıllar sonra anlıyorum ki işler tam da öyle ilerliyor. Anne olunca ve çocuğun senin annene yaptıklarını sana yapınca annenin ne kadar sabırlı ve haklı olduğunun farkına varıyorsun. Zamanı geri alabiliyor musun?

Tabiî ki hayır.


Ama hayat tam da annenin dediği gibi devam ediyor ve

Anne olunca anlıyorsun…


Melike Kırtay Kara



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Abonelik Formu

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, İpekli Hayat tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page