ANILARDA YAŞAYANLAR
- ipekliihayat
- 28 Ara 2020
- 2 dakikada okunur
Onkoloji servisi… Hastane koridoru… Çaresizliğin, umutla, umutsuzluğun birbirine karıştığı yer… Karşılaştığın herkesin gözünde aradığın tek şey ufacıkta olsa bir umut ışığı… Yaşlar farklılık gösterse de çekilen tüm acı, tüm dert aynı… Siyah takımı ve beyaz gömleği, her zamanki şıklığı ile amcam da bu serviste derdine çare arayanlardan… -Su var mı? Diyor ‘’boğazım kurudu’’… Çantamdan çıkarıyorum şişeyi - Buyur amca diyorum… Sadece küçük bir yudum alıyor… Ameliyattan sonra kısılan sesi ile var gücüyle ‘’sağ ol güzel yeğenim’’ diyor… Zoraki bir tebessüm yayılıyor dudaklarıma… Hemşirenin sesi ile irkiliyoruz aniden; -Ramazan Kırtay Amcam doğruluyor hemen ‘’buradayım’’ diyor… -Sıra sizde diyor hemşire olanca sevecenliğiyle… Bir tek onun gözlerinde fark ediliyor umut dolu bakışlar… Alıyorlar odaya ve kemoterapi başlıyor… Hastane koridoru… İlişiyoruz babamla bir banka ve başlıyoruz beklemeye… Tıpkı diğer hasta yakınları gibi… Her ay düzenli gelip gitmekten birbirini tanır olmuş hasta yakınları… Kaldıkları yerden sohbete devam ediyorlar… Ortak noktaları onları bu muhabbetlere iten… Birbirlerine alternatif tıptan önerilerde bulunuyorlar… Kimi limonun faydalarından söz ediyor, kimi yeşil sebzelerin… Hem zamanı dolduruyorlar hem de umut dağıtıyorlar birbirlerine… Babamla oturduğumuz bankta sadece izlemekle yetiniyoruz… Ne diyeceğimizi ne yapacağımızı bilemeden… Bir ara amcamı görüyoruz. Lavaboya kalkıyor, eliyle işaret ederek midesinin bulandığını anlatmaya çalışıyor… Birkaç dakika sonra tekrar yatağına dönüyor… Derin bir iç çekiyoruz sadece…
-Kaçıncı oldu? Bu diyorum babama. - Dördüncü Kemoterapi diyor… Ne kadar süre orada öylece oturduk hesaplamıyoruz tabi… Amcam görünüyor kapıda… Bir hayli bitkin… İlacın etkisinden olduğunu biliyoruz hepimiz… Elinde bir reçete ‘’doktor ilaçları değiştirdi’’ diyor… Ağır adımlarla çıkıyoruz hastaneden… Eczacı bizi görünce amcamı tanıyor… - Hoş geldin ağabey diyor uzanıyor reçeteye… -Elimizde yok şuan ama biraz beklersen getirtiriz diyor gözlerini reçeteden ayırmadan… Oturmamız için sandalyeleri işaret ediyor… Oturuyoruz … Eczacının telefonu ile ilacın gelmesi arasında geçen zaman yarım saati geçmiyor… Alıp çıkıyoruz… Amcamın koluna giriyorum, güç vermek istermiş gibi ama kendimde de o gücü bulamıyorum maalesef… ‘’Tramvaya binelim, bunalırsam çıkması kolay olsun’’ diyor amcam… ‘’Peki’’ diyoruz babamla… Yanına oturuyorum amcamın. Yeni konular açıp, ortamın havasını değiştirmek isterken birden bana dönüp; ‘’Biliyor musun? Yeğenim kırk yıl düşünsem bu hale geleceğim aklıma gelmezdi’’ diyor. Bir anda dünya başıma yıkılıyor sanki. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Gözlerimin yandığını ve dolduğunu hissediyorum… Zorla yutkunabiliyorum… Gözyaşlarımın akmasına ne kadar engel olabiliyorum bilmiyorum ama tek bir kelime çıkıyor ağzımdan ‘’geçecek amca bu da geçecek’’ kendi sesime yabancı olduğumu fark ediyorum… Kafamı cama çeviriyorum ve artık tutamıyorum gözyaşlarımı… Geçmiyor maalesef… Kemoterapiler, ışın tedavileri, iğneler, ilaçlar serumlar uzunca bir süreç geçiyor ama hastalık geçmiyor… Günden güne tüketiyor insanı da umutları da… Geriye bir tek yaşanan güzel anlar, ömre sığdırılan güzel anılar kalıyor… Ve ismi her geçtiğinde anılan rahmetler ve dualar…
MELİKE KIRTAY KARA

Comentários