AFFET ALLAH'IM FARK EDEMEDİK!
- ipekliihayat
- 21 Ara 2020
- 3 dakikada okunur
90’lı yıllar, Temmuz ayı…
Ramazan ayı bu sene iyice yaz dönemine denk gelmiş…
Doğunun sıcağı kavuruyor her zaman.
Nem yok, kuru bir sıcak yine de bunaltıyor insanı…
Camii imamı saatine bakıyor ve vakti geldi deyip çıkıyor minareye.
Küçük şirin bir mahalle.
Ramazan aynı tüm feyzi insanlar üzerinde. Sahur sofraları kurulmuş, çocuklar anne babaları onları da uyandırsın diye yatağın içinde bir sağa bir sola dönüp duruyorlar.
Ara sıra öksürürmüş gibi yapıp uyandık mesajını da vermeyi ihmal etmiyorlar. Anne, babalar büyük keyifle ‘’hadi sizde sahura’’ deyince koşarak çıkıyorlar yataktan. Hemen hemen her evde bu manzaralar görünüyor.
Mahallede bir ev hariç…
Karı koca uyanınmışlar sahura, ellerinde birer bardak su. Kadının yüzü gölgeli.
‘’Üzülme’’ diyor adam
-bu sabah daha erken çıkarım işe, mutlaka insanların taşıtacağı yükleri vardır. İftara inşallah soframız bereketli olur.
-İnşallah, diyor kadın uyuyan çocuklara bakarak.
Minareden ezan sesi yükseliyor mahallenin üzerine.
Abdest alıp, namazı kılıyor adam.
-Yarabbi beni bugün de mahcup etme, hayırlı bir rızık ver , diye içten duasıyla sonlandırıyor namazını.
Sekiz köşe kasketini alıyor başına, bismillah deyip koyuluyor yola.
Evin hemen yan tarafında bakkala selam veriyor. Hayırlı işler diliyorlar birbirlerine, yola koyuluyor.
Yol boyunca dua ediyor…
Sabah serinliği yavaş yavaş yerini güneşin sıcaklığına bırakıyor.
El arabası boş, gücü yettiğince bağırıyor.
-Yük taşınır, eskiler alınır…
Sıcağın da etkisiyle kimseler yok sokaklarda. Umutla şehrin o sokağı senin bu sokağı benim dolaşıp duruyor.
Öğlen vakti boğazının kuruduğunu fark ediyor. Güneş iyice tepede, yaktıkça yakıyor. Yol üzerindeki bir camiye giriyor, su buz gibi akıyor çeşmeden.
Yutkunduğunu fark ediyor, tövbe estağfirullah deyip abdestini alıyor…
Camiinin içerisi serin..
Namazı kılıyor, az bir soluklanayım da kalkayım daha siftah bile yapamadık diyor üzüntüyle kendi kendine…
Mahallenin bakkalı iftar saatine yakın istiyor fırından ekmekleri. Sıcak olsun diye. Rafları özenle diziyor. Birazdan başlar mahalleli alışverişe. Akşama doğru yemek kokuları sarar mahalleyi diye düşünüp gülümsüyor. Çocuğun birinin sesi ile irkiliyor;
-Annem 1 kilo sağan ve bir demet maydanoz istedi. Akşama lahmacun yapacakmış da.
Çocuğun gözünde kocaman bir gülümseme.
Bakkal takılıyor çocuğa;
-söyle bakalım oruç tutuyor musun? Sende
-evet diyor çocuk
-Ben çocuk orucu tutuyorum öğlene kadar.
Kahkaha ile aferin diyor bakkal ve poşeti uzatıyor çocuğa.
İftara yakın saatte fırının yolunu tutan herkesin yolu bakkalın önünden geçiyor. İnsanlarda bir telaş fırındaki lahmacun sırasına girmek için. İşini garantiye almak isteyenlerde önceden hamur ayırttırıyor fırıncıya.
Mahalleli iftara hazırlanıyor, tatlı bir telaş içinde…
Şehrin sokaklarına sağa sola dönüp durmuş, bütün gün karış karış dolanmış ama ne bir eski ne de bir yük taşıyabilmiş adam. Yine eli boş dönüyor işten.
Saat epey ilerlemiş herkes iftar sofrasının derdinde. Umudu kalmamış artık dönüş yolunda.
Kafasında aynı soru dönüp duruyor ne yapacağız? şimdi veresiye de epey kabardı. İftarı bu akşam nasıl yapacağız? Hanıma çocuklara yine iş olmadı nasıl diyeceğim?
Yol nasıl bitip, eve nasıl geldi bilemiyor. Sıcaktan dili damağına yapışmış, ayaklarında derman kalmamış giriyor tek göz odalı kiracısı olduğu eve…
Hanım anlıyor yüzünden adamın işinin rast gitmediğini. Ne yapacağız diye endişeyle bakıyorlar birbirlerine. Veresiye defterini alıp çıkıyor evden adam.
Utana sıkıla giriyor bakkala.
-2 ekmek, 4 de yumurta derken sesinin titremesine engel olamıyor.
Bakkal biraz şaşırıyor iftar saati ekmek tamam da yumurtayı ne yapacaklar ki diye geçiriyor içinden.
Yine de veriyor istediklerini.
Eve dönüyor adam.
Mahalleli fırından aldığı sıcacık lahmacun tepsileri ile eve dönmeye başlıyor. Bakkalın önünden geçen kimse bakkalı boş geçmiyor. Her geçen bir lahmacun bırakıyor bakkala. Kokmuştur diyor iftar saati.
-Evden de tepsi ile yemek bıraktılar diyor ama geçenler pekte dinlemiyor bırakıyor yine de.
Ezana bir iki dakika kalmış.
İmam hazırlığını yapıyor yavaş yavaş, çıkıyor minareye.
Bakkal içini yokluyor.
Bir huzursuzluk, aklına takılan bir şey var. Sonradan fark ediyor ki aklı az önce gelip 2 ekmek ve 4 yumurta alan adamda.
Üst üste dizilmiş lahmacunlara ve yemek tepsisine bakıyor.
Kalkıyor yerinden, lahmacunları alıp yöneliyor adamın evine. Ezan sesi ile giriyor kapısı açık olan eve.
Gördükleri karşısında kahroluyor.
Ortada küçük bir tava içerisine kırılmış 4 yumurta, tavanın etrafında ekmek ve birer bardak su ile iftar açmaya hazırlanıyorlar. Yutkunmaya çalışıyor boğazındaki yumruyu.
-Bana hem yemek geldi evden hem de mahalleli lahmacun getirdi, çok bunlar size de getirdim diyebiliyor güçlükle.
Çocukların sevinci, gözlerindeki ışık dikkatini çekiyor. Lahmacunları sofraya bırakıp dışarı atıyor kendini.
İmam okumuş ezanı, evlerde başlanmış iftar.
Bakkala giriyor tekrar. Önündeki yemek dolu tepsiye gözü takılıp,
-Affet Allah’ım diyor fark edemedik yanı başımızdakini affet.
Sudan bir yudum alıp veresiye defterine uzanıyor eli. Adamın isminin yazılı olduğu sayfayı bulup yırtıyor…
Tek göz odada yaşayıp, el arabası ile şehrin sokaklarını dolaşıp çalışan, çocuklarını büyütüp iş güç sahibi olmalarını sağlayan çocukluğumun anılarında yer edinmiş Süleyman amcaya rahmet ve saygıyla…
Melike KIRTAY KARA

Comments